Sadece ben....: izmir

fulyantizm:

Herkesin şehri kendine güzeldir çünkü herkes oraya aittir…Tıpkı benim İzmir’e ait olduğum gibi. Başka diilimiz var bizim ama öyle çekirdeğe çiğdem, simite gevrek demek kadar basit değil.Başka şehirlerde saçmasapan gelen bir dil. Kelimeler Türkçe ama anlam İzmirlice.İzmirliler anlar ne demek…

bizans:

La Lecture
lithograph, 1897Print made by Henri Fantin-Latour.

bizans:

La Lecture

lithograph, 1897

Print made by Henri Fantin-Latour.

SANAT FOTOĞRAFLARININ USTA İSMİ SERBÜLENT ARAPBACI

ÜSTADIMIZ CAĞNIM TÜRKİYEMİZ’İN İSTANBUL İLİMİZDE İKAMET ETMEKTE OLUP,
GEÇTİĞİMİZ SENEYE KADAR ÇALIŞTIĞI SELOTEYP FABRİKASINDA, ÜRÜN-KALİTE
KONTROL BANDINDA CANSIZ MANKENLERİN AĞZINA YAPIŞTIRDIĞI BANTLARIN
YAPIŞMA SÜRELERİNİ KONTROL EDERKEN BİR ÜST KATTAKİ YÖNETİCİNİN ELİNDEN
KAYIP DÜŞEN BİR FOTOĞRAF MAKİNESİNİN KAFASINI DELMESİ SONUCUNDA
FOTOĞRAF SANATIYLA TANIŞMIŞTIR. DOKTORLARIN YAZDIKLARI İŞ GÖREMEZ
RAPORU NETİCESİNDE FİRMA TARAFINDAN DERHAL MALULEN EMEKLİ EDİLMİŞ,
ELİNE DE FİRMA ALEYHİNE DAVA AÇMAMASI İÇİN BİR MİKTAR TAZMİNAT
VERİLMİŞTİR.

ÜSTADIMIZ ALDIĞI TAZMİNATI FOTOĞRAF SANATINA YATIRMAYI UYGUN GÖRMÜŞ,
ANCAK “BEN FOTOĞRAF ÇEKECEKSEM CUSTOM SETUP’IMLA ÇEKERİM ARKADAŞ!”
ŞİARIYLA YOLA ÇIKARAK EVVELİYATLA KENDİSİNE NIKON MARKA BİR FOTOĞRAF
MAKİNESİ VE CANON MARKA LENSLER ALMIŞTIR. BAŞARILI SONUÇLAR ALIP
ALMADIĞINI İLERLEYEN GÜNLERDE GÖSTERECEĞİNDEN ŞÜPHE YOKTUR.

PANELE DAVET: HOGWARDS DİSİPLİNİ’NİN PÜRREALİZM AKIMI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ.

YER:
HOGWARDS FOTOĞRAFÇILIK VE NÜMİZMATİK BİLİMLER AKADEMİSİ / BELLATRIX LESTRANGE ODİTORYUMU

TARİH:
31 NİSAN - 1 MAYIS 2011

KONU:
HOGWARDS EKOLÜ’NDEN YETİŞEN FOTOĞRAFÇILARIN SON ZAMANLARIN EN POPÜLER SANAT AKIMI PÜRREALİZM ÜZERİNDE ETKİLERİ.

KONUŞMACILAR:
HOGWARDS FOTOĞRAFÇILIK VE NÜMİZMATİK BİLİMLER AKADEMİSİ FOTOĞRAFTAN SORUMLU DEVLET SANATÇISI: “DRACO MAHMUT EL-ABDULCANBAZ”

BANANA CUMHURİYETİ FOTOĞRAF BAKANLIĞI BAŞ MÜSTEŞARI “LUGANO CHIQUITITA MORENO”

DÜNYA KUANTUM FOTOĞRAFÇILARI BİRLİĞİ DİGOR ŞUBE BAŞKANI “NEO ZORUNAMIGİTTİ ZİONLUOĞLU”

TÜRKİYE SU DAMLALARI FOTOĞRAFÇILIĞI EMEKÇİLERİ SENDİKASI BAŞBAKANI “AKTOLGALI GEYLERGEYİ”

GÜVENLİK:

DÜNYA FOTOĞRAFÇI GÜCÜ JANDARMASI “ASGENERAL HAGRID BÜLENT DE SOUZA BOMBADİLDO”

PROGRAM:
AÇILIŞ VE FOTOĞRAF MİLLİ MARŞI.
TANIŞMA FASLI.
HOGWARDS’IN TARİHÇESİ.
FİLM GÖSTERİMİ: HARRY POTTER’IN TOM MARVOLO RIDDLE’LA İLE İMTİHANI DESTANI
KATILIMCILARDAN FOTOĞRAF SANATIYLA İLGİLİ İZAHATLARININ İBRASI.
KAVGA GÜRÜLTÜ.
GÜVENLİĞİN OLAYLARA MÜDAHALESİ VE KONUŞMACILARIN AĞZININ BANTLANMASI.
BARIŞ.
KAPANIŞ.

BİR FOTOĞRAFÇI: GRIMBOLD ALBUS BABAKIN SKYWALKER

Son zamanların popüler akımı “Pürrealizm”in oldukça ateşli bir savunucusu olan Grimbold Albus Babakin Skywalker’ın hayat hikayesi oldukça ilginç…Memleketi Boyabat’ın sokaklarında türkü söyleyip vatandaşlara lisanslısından %50 daha ucuz bir yöntem olan, korsan air-taxi hizmeti verirken aracına binen Obi Wan Çelobi tarafından keşfedilmiş ve zat-ı muhterem’in dergahında hızlandırılmış “ileri düzey fotoğraf çekme teknikleri” eğitimi alarak sanat alemindeki serüvenine ilk adımı atmıştır. Kısa sürede dere tepe düz gidip azmiyle dağları bayırları aşmıştır. ancak içindeki iflah olmaz sanat ateşinin kimyasında yarattığı değişimler ve devinimler sonucunda bir de ana avrat düz gitmeyi denemek istemiştir. ancak ustası “Obi Wan Çelobi”nin, çırağının bu tavrı karşısında kendisini çıraklıktan kovalaması ve de aforoz etmesi fotoğrafçımızı daha da yüreklendirmiş ve ustasını utandırmak adına mesleki kariyerinde yükselip, “number one” olmasına vesile olmuştur. ne demişler: “her işte bir hayır vardır kanka…”


Gondor - Arnor Sanata ve Sanatçıya Destek Fonu tarafından yılın fotoğrafçısı seçilen “Grimbold Albus Babakin Skywalker” 61. bu ödülünü 30 Şubat 2011 günü  Gondor - Arnor Krallığı Boyabat Büyükelçisi Dimme Borgir’in elinden alacak.

BİR FOTOĞRAFÇI “IGOR CAVALERA HERNANDEZ KARKAROFF”

“Pürrealizm” akımının kurucusudur. DiMarzio Gabriel Fahrenheit’ın Hollanda Sihir Sanatları Akademisi’nde “Başsüpürgeci” olarak çalıştığı yıllarda, boş sınıfların birinde rutin “sil-süpür” faaliyetini ifa ederken tesadüfen yerde bulduğu Vladimir Ilyiç Wingardium Leviosa’nın büyük eseri “Yolu Sürrealizm’den Geçen Herkesle Proletarya Diktatörlüğü’nde”yi okuyarak fotoğraf sanatına giriş yaptı. önceleri sürrealizm’i pek bir benimsemiş olsa da, fotoğraf sanatçısı olmadan evvelki mesleğini anımsattığı için bu akımdan vazgeçerek “yıllardır silerim, süpürürüm. pür-i pak oldu artık yeter lan, sil-süpür, sil-süpür nereye kadar, artık her yer oldu pür” mottosuyla pürrealizm akımını başlattığı asırlardır dilden dile dolaşır… pürrealizm akımı önce afrika’da daha sonraları da gondor-arnor topraklarından başlayarak tüm orta dünya’da destekçi bulmuş, imladrisli elfler’in hünerli elleriyle de avrupa’ya gelmiş ve burada da fırtınalar estirmiş “ne olursan ol, gel bebişim” şiarıyla faaliyet göstermiş bir gerçekliği yüceltme akımıdır. Önceleri toplumların her katmanından destek gören pürrealistler zamanla istenmeyen adamlar ve kadınlar topluluğu haline gelmiş ve toplum tarafından dışlanmaya başladıkça sayıları gitgide azalmıştır. anavatanlarında ötekileştirilen pürrealistler zaman zaman linç eylemleriyle sonuçlanan her geçen gün daha fazla artan baskılardan bunalarak tek bir bayrak altında yaşamayı uygun görmüş, afrika kıtasının amerika kıtasıyla birleştiği noktada “banana republic” ismiyle anılan topraklar üzerinde devletleşmişlerdir.

bu akımı benimsemiş foto-filozofların en belirgin teknik özellikleri Chiquita marka fotoğraf makineleri ve 500 kg. a varan ağırlıkları ve 75m.’lik çaplarıyla dikkat çeken Bolero 2200mm f/1.4 AF-S lensleri kullanıyor olmaları ve hiçbir suretle flaş patlatmadan fotoğraf çekmeyi tercih etmeleridir.

büyük üstad igor hernandez cavalera karkaroff, baba tarafının death eater, anne tarafının da dunedain ırkından gelmesinden mütevellit 276 sene kadar yaşamış, ardından ana tarafından vatanı sayılan ithilien’e gitmiş ve ömrünün son günlerini orta dünya ormanlarda dolaşarak geçirmiş ve öylece yitip gitmiştir.

http://img148.imageshack.us/g/02022011457.jpg/

sistemin eliyle vicdan masturbasyonu ve toplumsal orgazmın gerçek, aktif, muhalif dirence etkileri üzerine çeşitlemeler…

türk siyasal tarihinde kitleselleşebilmiş protestoların etkinliği ve verimliliği(!) üzerine uzun uzun yazmak isterim tabiki. özellikle de verilmeyen hakkın geri alınması noktasında islam toplumu olmanın, şükürcülüğün, kundaktan başlayarak, mezara girene kadar egemenlere karşı öğretilen sinmişliğin, pusmuşluğun etkileriyle birlikte… ancak bunu yazabilecek ne vaktim var ne de iddialarımı temellendirebileceğim örnekleri okuyacak… ancak zihnimde kalan şeyleri ufak tefek yazabilirim… vakit dar…

“maksimum dallama”…

komikçi fatih efendinin aynı başlıklı yazısıyla özetlenebilecek süreç. işçi sınıfının adını isminde taşıdığını hala anlayamadığım küçük burjuva kürt hareketinin lideriyle ilgili medyada sistematik şekilde yapılan anti - italyan propagandası. neden-sonuç bağıntısı kuracak kadar, çözümlemeye vakit ayıracak kadar ciddi bir süreç değil. ucuz şovenist bir hareket…

“turkish fender jazz bass”

böyle bir gitar hiçbir zaman olmadı… ayrıntılar yazının sonunda…. ırak savaşı sürecinde abd protestoları (!) gündemdeydi. bünyesinde dincilerden, sağcılaşan sol hareketlere, anarşistlerden marksist-leninist sol örgütlere kadar geniş spektrumlu bir aydınlanma(!) ekibi tarafından, coca cola, marlboro ve günlük hayatımızda yer etmiş -ve hatta mıhlanmış- daha nice amerikan markasına boykot çağrısı yapılmıştı. hatta moğollar’dan taner abi amerikan ürünleri için boykot çağrısı yapan bu kakafonik takımın en ateşlilerinden biriydi. kendisi yıllardır “american fender jazz bass” kullanır orası ayrı. 19-20 yaşlarındaydım ve süreci eleştirmiştim. tavuğun dağa küsmesiyle ve dağın da bu durumu sallamamasıyla açıklanabilecek bir süreçti çünkü. toplumsal vicdana duygusal masturbasyon yaptırarak, doyuma ulaştırıp, uyuşturmak, sisteme karşı oluşacak etkili bir direnci engellemek için sistem tarafından gayet bilinçli bir şekilde “kendi muhalifini” yaratma harekatıydı çünkü bu hamleler… kimileri bunu ırak’taki saldırının, gavurların müslüman kardeşlerine(!) karşı bir haçlı seferi niteliğinde olduğunu, kimileri ekonomik çıkarların çatışması ve saddam sürecinin miadını doldurmasının bir sonucu olduğunu, kimileri iran başta olmak üzere bölgeye korku salmanın bir sonucu olduğunu söylüyordu… ancak ezilenler, ölenler hep işçi sınıfıydı. bu kitlesellik içersinde kimsenin üzerinde durmadığı yegane konu… sonuç olarak burnumuzun dibinde bir insanlık ayıbı yaşandı ve son derece yasal (!) ve sistemin sınırlarını çizdiği bir takım protestolarla oluşan muhalif hava harika bir şekilde bertaraf edildi…

bugün tesadüfen gördüm. adamlardaki cürete hayran kaldım. yanlış anlamayla bile yapabilecekleri şeyleri birlikte görelim: http://www.ntvmsnbc.com/id/25178421/

yani coca cola’yla, marlboro’yla uğraşırken adamlar ciddi yatırımlar yapıyor ve her yeri her an izleme, takip etme, kaydetme üzerine kurulu olduğunu bilebildiğim -mutlaka fazlası da vardır- teknolojik altyapılarını kuruyor ve güçlendiriyorlar. biz de uzay gemilerinetaş atıp benzin depolarını delmeye çalışıyoruz. komik…

otomasyona bağlanmış hayatlar - bir varoş güncesi..

otomasyona bağlanmış faaliyetler… uyan, giyin, çık…

yolda aniden bir polis arabası yolumu kesti.. içinden 20li yaşların başında güzel mi güzel, alımlı mı alımlı bir polis memuresi.. pastaneden poğaça alacak, altı üstü.. ne gerek var bu kadar hışıma değil mi?…

servis faaliyeti… varoşların arasından geçerek işyerimize gidiyoruz.. aa o da ne? iki arabanın yanyana geçemeyeceği darlıktaki bağcılar sokaklarından birinde yol kapanmış.. koca koca iş makineleri, kamyonlar bağcılar’ın tarihinde hiçbir zaman olmamış sözde alt yapısına yönelik faaliyetler içersinde. güzergahımda olmasa bana dokunmayan yılan bin yaşasın!.. ama güzergahımın tam göbeği.. gazeteye dönen son sokak..

alternatif bulmak için daracık daracık yollardan oluşan küçük bir bağcılar turu… deprem olsa bunların hepsi… yangın olsa kim girebilir?…

bu insanlar elde mi taşıyorlar eşyalarını, buraya kamyon nasıl girebilir?…

tabelasında “van gölü” resimli “şenol saç tasarım merkezi”, camında “berber”.. ben burdayım dercesine… medeniyetin tohumları serpilmiş, gelişecek az sabır desen, o da değil… teknoloji de medeniyet de hemen yanıbaşında… kaderine terkedilmiş desen o da değil, belediye başkanının her yerde asılı koca koca “icraat tabelaları”… sanki elleme dağınık kalsın…

ama tuhaf… ne değeri var, ne ruhu var, ne dokusu var, ne de insanın gönlünü okşayan br tarafı… kırık dökük, yanmış, yakılmış, tek katlı gecekondular… kaderine terk edilmiş… hayalet şehir adeta… sur içindeki eski semtlerde oynanan kirli oyunların mağduru eski ve ahşap evlerle aynı görüntüde… ama eksiği var: eski olan herşey değerlidir…

sanki savaş sonrası bağdat’a gitmiş gibiyim… burnumun dibindeki yaşama yabancıyım… sokaktaki yaşantıya yabancılaştığımı hissediyordum bunca yıldan sonra ama burnumun dibinde böyle bir yaşam varmış, göremiyordum… şimdi biliyorum. değişen birşey var mı? hayır.. aklımda hala benim güzel ve küçük sevgilim… hala benim küçük sevgilimmiş gibi…

jonsu’yu dinliyorum.. ruhumu dinlendiriyor… agucuk gugucuk yapasım geliyor, o güzel ağzını burnunu yiyesim geliyor… saçlarını, elleri, kolları, gözleri küçücük bir kız ulan… bir de bir soytarı bir soytarı ki… aynı benim minik sevgilim… benim güzel sevgilim… ama eskide kalan, kalmak zorunda olan canım sevgilim…

kendisine de söylemiştim.. bugün kara bir gün… ne beni geren, ne de yalancı mutluluklara sevkeden müzikler dinlemeliyim.. hiç duymadığım, bilmediğim, en uzağımda olan şeyleri dinlemeliyim…

lady fantasy mesela? hayır hayır.. melankoli en son ihtiyacım olan şey.. mirage albümü de zaten baştan sona melankoli…

africa ile güne uyanmak güzel oluyor belki.. sonrası yok.. en uzaktaki olmalı..

bugün öğretmenler günü..

kaç gündür yazmayayım yazmayayım diyorum ama artık yazmam lazım duramıyorum! iktidar iki gün önce polislere yapacağı askerlik kıyağını açıkladı. bunu seçim rüşveti olarak görenler de olabilir, geç tecelli etmiş bir “adalet” olarak yorumlayanlar da.. her ikisi de değil.. emniyet teşkilatı görev, yetki bakımından da “ideolojik” bakımdan da iktidara ait bir yapı.. halka ait olması gerekirken.. neyse sosyal devlet, demokrasi, akp demokrasisi tartışmasına girmeyelim.. hal böyleyken bunu seçimde dönecek oylara karşılık verilmiş bir rüşvet olarak yorumlamak abelse iştigal.. diyoum ki; bir babanın çocuğuna verdiği harçlığı nasıl rüşvet olarak isimlendiremezsek bu olayı da seçim rüşveti olarak yorumlayamayız.. ancak bugün öğretmenler günü.. emniyetle, polislikle, bir insanın neden bu mesleği seçmesiyle ilgili daha sonra uzun uzun yazacağımdır muhtemelen.. bu konuya bir iki nokta koyarak bir başka iktidar (arkasındaki ideolojyi kastediyorum) fraksiyonu milli eğitim’e gelelim.. 23 nisan’da bir çocuğu makamına oturtup sırıtararak basına poz veren idareci profilini düşünün ve bugüne uyarlayın.. iki gün önce polise yapılan kıyağı düşünün… parçaları birleştirince ortaya şöyle bir durum çıkacak: öğretmenler de polisler gibi 1 ay askerlik yapsın ve maaş alsın.. hayır efendim.. polis de, öğretmen de, doktor da, mühendis de, işsiz de, çoban da, elektrikçi de, işçi de, mit ajanı da, gazeteci de, mimar da, fethullahçı da, marksist de, kemalist de hepsi ayrım gözetmeksizin eşit koşullar da askerlik yapsın… toplumsal barışı sağlamaktan bahsediyorsak, aradaki duvarları yıkmak istiyorsak, askerlik koşullarında bir eşitlik yaratarak başlanmalı..

günün fotoğrafı..

dolmakalem bir medeniyet göstergesidir.. dolmakalemle yazan adama saygım sonsuz, sadakatim bakidir.


ancak fotoğraf sanatı da zaman zaman bir aldatmacadan da ibaret olabilir. görünen bazı köyler için kılavuz gerekebilir. tıpkı bu fotoğrafta olduğu gibi. sanmayın ki bu kalemlerin tamamı gömlek cebinin sahibine ait.. o cebin sahibi ancak boynuzun geçtiği kulak olabilir…